Dövme sözlü olmayan bir tür iletişimdir. Eski dönem dövmelerine baktığımızda her simgenin bir kabileye, bir örgüte, bir topluluğa, bir kutsala göndermelerde bulunduğunu görürüz. Doğayla iç içe yaşayan ve edindiği bilgileri doğayı izleyerek sağlayan insanoğlu için görsellik onun hayatındaki her unsurda kendini göstermek zorundadır. Yaşamındaki değerleri, anlamları, kutsalları estetik değerleri yaşam alanı içerisindeki objelerde göstermek zorunda olan insanoğlu dövmeyi de bu amaçla kullanarak kendi kimliğini ortaya koymuştur.  Bu işaretleri ortaya koyarken veya bunlarla ilgili ritüelleri uygularken bu kutsallığa ve özel anlamlandırmaya uygun bir mekan seçmek zorundaydı. Çünkü yaratıcının/kutsalın varlığına inanan insan için hiçbir şey yokken yalnızca Tanrı vardır ve geri kalan her şey Tanrı’nın ardılıdır. Bundan dolayı insanoğlunun, Tanrı’yı anmak adına, yapacağı eylemlerin altındaki ana hedef yaratıcıya, yaratılma anına dönme arzusu; bu amaçla yapılan her tür pratik ise bu amacın mitik anlamdaki göstergesidir.

Bu arzuyu gerçekleştirmek için yapılacak olan eylemlerin ritüel alanı, Tanrı’yla kişinin, Tanrı’yla toplumun buluşma noktası olması dolayısıyla ritüeli yapacak kişiler için ‘kutsal bir mekân’ konumundadır. Bu kutsal mekân bulunduğu konum ve barındırdığı anlam itibarıyla özel bir nitelikte olmak zorundadır. Kutsalından ayrılmış insanoğlunun O’na tekrar kavuşabilmek için yapacağı eylemlerin mekânı dış dünyadan soyutlanmış ve bu dünyanın olumsuzluklarından arındırılmış olmak zorundadır. Dövmenin kutsalın işaretlerini taşıdığı kabul edildiğinde dövmenin yapılacağı yerin belirttiğimiz niteliklere sahip olması gerekir. Bugün dövme yapılan yerlerin genel niteliğine bakıldığında çeşitli mitolojik resimlerle süslenmiş farklı bir ortam yaratılmıştır. Bu farklılık aslında dünün kutsaliyetini modern anlamda yeniden dizayn etme ve sosyal yaşam alanımızdan farklı bir mekanda olunduğunun gösterilme çabasıdır.

Mekandaki dizayn ve görünüm farklılığı dövme için kullanılan malzemelerde de medeniyetin gelişimine paralel bir değişim geçirmiştir. Özellikle XX. yüzyılda dövme makinesinin bulunmasıyla daha profesyonel metotlarla vücuda işlenen dövmeler 1950'lerden sonra malzemeler konusunda mini bir sektör oluşturmuştur. Özel dövme boyaları (bitkisel pigmentten vücut dokusuna uyumlu), inox çelikten üretilen (mıknatıslanma yapmayan) dövme iğneleri ve daha ergonomik makineler gibi. Ancak kullanılan malzemelerdeki hijyenin, kalitenin değişimi dövme yapımının amacında değişikliğe yol açmamıştır. İşlevini koruyan dövme sadece kullanılan teknolojinin yapısındaki değişime müsaade etmiştir.

Bu bilgilerin ışığında görülmektedir ki Türk kültür tarihi içerisinde sözlü kültürün baskın olduğu Hun döneminden günümüz elektronik kültürüne kadar dövmeyle ilgili pratiklerin amacı değişmemiş estetik görünümünden ziyade hemen her zaman dinsel, büyüsel, sağaltıcı, toplumsal ve cinsel rolleri belirleyici, bağlı bulunan topluluğu işaret edici özelliği ön planda olmuştur. Pazırık kurganlarından çıkarılan heykellerdeki figürlerin ve cesetlerdeki dövmelerin yapılış amaçları, bunları yapan insanların dini-sihri inanış ve düşünüş sistemi, kutsalla ilişki kurma çabası “benzer benzer” prensibinden hareketle dünden bugüne işlevsel açıdan yaklaşık ikibin beşyüzyıllık bir tarih dilimi boyunca aynı prensiple devam etmiştir.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Top